Eylül 09, 2010  

Yüksekdağ: Türkiye solu Kürt gerçeğini anlayamıyor

RUKEN ADALI -ANF
Söyleşi / 08:24 / 15 Temmuz 2010

İZMİR - Ezilenlerin Sosyalist Partisi Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Kürt sorununun çözümü açısından güncel ihtiyacın, Türkiye halkları cephesinden ulusların eşitliği temelinde bir çözüm iradesinin ortaya konulması olduğu görüşünde. Yüksekdağ, sorununun aciliyetinin Türkiye sol sosyalist hareketi açısından genel ve eşit bir şekilde kavranamadığı eleştirisini yapıyor ve “Bu bir kavrayış sorunu ve yetersizliği olmanın yanı sıra geleneksel öğretilmiş devrimci algılayışın da bir takım sorunları ve yüzeysellikleridir” diyor.

Partisinin örgütlenme çalışmaları kapsamında İzmir’e gelen ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, siyasetin iki temel gündemi olan Kürt sorunu ve anayasa referandumuna ilişkin sorularımıza yanıt verdi.

* Kürt meselesi ekseninde bugün yaşananlar tartışmalara bakıldığında yeni bir durumdan bahsetmek mümkün mü?

- Kürt meselesinde gelinen aşama aslında imha ve inkâr politikasının derinleştirildiğini, bu konuda egemen cephedeki bütün kesimler arasındaki ayrımların ortadan kalktığını gösteriyor. Egemen cephedeki değişik kesimler Kürt sorununu çözme konusunda son dönemde ciddi bir açmaz içerisinde. Kürt sorunun çözümünün gerçek anlamda demokratik hakların kabulü zemininde çözümünü sağlayacak politik bir dinamik söz konusu değil. Çözüm değil, çözümsüzlük üzerinde bir derinleşme var. Hepsi, savaş siperlerinde politika yapıyor. Aralarındaki tek ayrım noktası, savaş politikasını ayakta mı çömelerek mi yürütmeleridir.

Devlet bu sorunu çözememenin sancısını yaşadığı gibi, artık bunu Türkiye halklarına da izah edemiyor. Bu nedenle daha fazla şovenizme ve ırkçılığa dayanıyor. Bir taraftan Kürt sorununun çözümü adına tartışmalar yapılıyor, bir kısmı ilk anda kulağa çok güzel de geliyor. Ama diğer taraftan bu tartışmaların örttüğü bir siyasi zeminde ciddi bir savaş politikası uygulanıyor. Çözüm için siyasi iktidar bakımından açılacak yol, anayasa tartışmalarıydı. Ancak, anayasa paketinde Kürt sorununun çözümüne dair en küçük bir ifade bile yer almadı.

* Kürt sorununun halkların eşitliği temelinde çözümü için tutulması gereken ana halka nedir?

- Savaşan iki kuvvet var. Kürt halkı bu savaşta yenilmedi, hala direniş çizgisini sürdürüyor. Ancak devlet bakımından da gerçek anlamda bu savaş çizgisinin ortadan kalktığı söylenemez. Devletin askeri stratejisi yenilmiş durumda. Ancak siyasi çizgisi, inkâr ve imha çizgisi bakımından gerçek anlamda bir yenilgiden söz etmek mümkün değil. Böylesine özgün dengenin yaşandığı durumlarda, başka bir cephenin devreye girmesi ve dengeyi Kürt halkı tarafına değiştirmesi çok kritik bir yerde duruyor. Bu üçüncü taraf da Türkiye halkları tarafından örgütlenmesi gereken bir barış ve çözüm cephesidir.

* Bu cephe pratik olarak nasıl örgütlenir?

- Bir boyutu eylemseldir, Türkiye halkları, işçi ve emekçileri, sosyalistleri, Kürt halkının taleplerinin haklılığını savunan, özellikle de Türkiye halkları adına konuşan pratik bir eylem hattı örgütleyebilir. Önemli olan nokta bu hareketin birleşik olarak örgütlenmesidir. Türkiye sosyalist hareketinin, sınıf mücadelesinin çok önemli bir sorunu birlikte çözmeye kilitlenmesi gerekiyor. Türkiye sosyalist hareketine yüklene tarihsel ve güncem misyon esas olarak budur.

Diğeri de şovenizmin etkisini kırmak bakımından yaygın aydınlatma faaliyetlerinin yapılmasıdır. Sosyalistlerin Türkiye halklarını, ulusların eşitliği fikrine kazanmak gibi bir sorunu vardır.

* Kürt sorunun çözümü noktasında partiniz kendisine nasıl bir misyon biçiyor?

- Bu sorunun çözümü açısından somut güncel gereksinim, Türkiye halkları cephesinden bir çözüm iradesinin ortayla konulmasıdır. Partimizin kendisine biçtiği esas rol ve misyon da Türkiye halklarının çözücü iradesinin ortaya çıkarmaktır. Kürt sorununun çözümüne dair kurduğumuz ilişkinin iki kanalı vardı. Biri, Kürt halkının demokratik ve ulusal özgürlük taleplerinin yanında durmak, bir bileşeni olmak biçiminde. İkincisi de Türkiye halklarının çözüm iradesini açığa çıkarabilecek eylem tarzları hayata geçirmekti. Bugün gelinen aşamada Kürt halkı mücadelesinin desteklenmesinin yanı sıra dışında, Türkiye halkları cephesinden bir çözüm iradesinin örgütlenmesi daha güncel bir görev olarak önümüzde duruyor. Türkiye sosyalist hareketinin de esas rolünün bu olması gerektiğini düşünüyoruz. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Güncel olarak bu çabayı somut olarak yükselttiğimiz yerler var. Örneğin Ege bölgesinde İzmir bunların öne çıkanıdır. Ege'de geride bıraktığımız bir ayda, Kürt sorunun ulusların eşitliği temelinde çözümü konusunda İzmir’in Türk emekçi mahallelerini dolaşarak, Türk halkını muhatap olmaya, bütün genç ölümleri durdurmaya, savaşı durdurmaya çağırdık. Benzer çalışmaları Karadeniz bölgesinde de yapmayı hedefliyoruz.

* Bugün Kürt sorunun geldiği noktadan bakıldığında Türkiye devrimci hareketinin bu sorunun çözüm aciliyetini anladığını söylemek mümkün mü?

- Bu konuda genel ve eşit bir kavrayıştan söz etmek mümkün değil. Türkiye sol hareketinin hala zayıf noktası olmaya devam ediyor bu sorunun algılanışı. Çok basit denklemlerden yola çıkarak da sorunun ağırlığına dair sonuçlar çıkarmak mümkün. Bütün Türkiye emekçileri açısından çözülmesi öncelikli sorunların kilit noktasında Kürt sorunu durmaktadır. Bunu görmemek mümkün değil. Bir işçi direnişini örgütlerken de, ekonomik saldırganlığa karşı çıkarken de, değişik hak ve özgürlük mücadelelerini sürdürürken de karşımıza çıkması kaçınılmaz oluyor. Halkların birleşik mücadelesini örgütlemek bakılırdan da Kürt sorunu çok somut olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin sınıf hareketinin gelişimi bakımından Kürt sorununun öncelikli olarak çözülmesi gerekiyor. Türkiye sol sosyalist hareketinin bu çok reel gerçeği gördüğünü, algıladığını ve bir sınıf açısıyla kavradığını söyleyemeyiz. Bu bir kavrayış sorunu ve yetersizliği olmanın yanı sıra geleneksel öğretilmiş devrimci algılayışın da bir takım sorunları ve yüzeysellikleri. Kürt gerçeğini anlayamaması ve devrim fikriyle buluşturamaması da çok önemli bir nokta.

* Geleneksel öğretilmiş devrimci algılayış dediniz, bu durumun tanımını açabilir misiniz?

- Kemalizmken kopuşamamak, değişik politik etkilerini taşımak. Bir başka yanı şu, Kürt gerçeğini, ezilen ulus gerçeğini kavrayamamak diye ifade etmiştim, Türkiye devriminin gerçeğini kavrayamamak demektir bu. Türkiye’de birçok devrimci örgüt hala, ayrı bir ülke gerçeği olduğunu yeterince gerek programatik düzeyde gerekse de politik düzeyde tarif edebilmiş değil. Programatik düzeyde bir çizgi ve anlayış düzeyinde tarif edemediği için bunu somut güncel politikasında da doğru yerden işleyemiyor. Oysaki çok açık bir gerçek var, ayrı bir ülke ve ulus gerçeği var. Eğer bir devrim örgütlenecekse, birleşik örgütlenmesi gereken bir devrim sorunu ve gerçeği var. Ancak farklılığı kavrayamayan birleşikliği de tanımlayamaz.

* Siyasetin gündeminde bir de anayasa referandumu var. Referanduma ilişkin boykot çağrınız var. Son olarak bu boykotun gerekçelerini öğrenmek istiyoruz sizden.

- Referanduma sunulacak paketin halkın gerçek ihtiyaçlarına yanıt vermediğini, ihtiyaç duyulan şeyin kesinlikle 12 Eylül anayasasının çöpe atılması olduğunu düşünüyoruz.

12 Eylül anayasasını çöpe atacak bir siyasi iradenin örgütlenmesine ihtiyaç var. Ancak mevcut anayasa referandumu etrafında oluşan taraflar bu gereksinimi tarif etmiyor. “Evet” tarafı, mevcut 12 Eylül anayasasını yeniden paketleyip önümüze koyuyor. Bunu, 30 yıl daha bu anayasayla idare edin diyerek ve yeni bir değişikliğin de önünü tıkayarak yapıyor. Anayasa referandumunda “evet” oyu vermenin, halkın ihtiyaçları doğrultusunda yapılacak düzenlemelerin önüne keseceğine inanıyoruz. AKP’nin şu an örgütlemeye çalıştığı esas anlamında budur. “Hayır” cephesinin tutumu da halkımızın gerçek tavrını ifade etmiyor. Çünkü onların anayasa değişikliği gibi bir gündemleri yok.

ANF NEWS AGENCY


© 2010 Ajansa Nûçeyan a Firatê