Eylül 07, 2010
İSTANBUL - Kürt sorununda devlet ve Kürtlerin siyasal hesaplaşma arenasına dönüşmesi beklenen KCK iddianamesi, tarifi zor bir iddianame olarak tarihe geçecek. Çünkü yüzde 99’u demokratik legal faaliyetleri içeriyor. Yani protesto hakkını örgüt faaliyeti kapsamına alıyor. “Örgütün faaliyetini düzenlemek suretiyle örgütü yönetmek” iddiasıyla yeni bir suç isnadına gidiyor. İddianame bir suçu değil, kişi veya kişileri değil tersine bir toplumu, bir toplumun kendisi olma hakkını, toplumun kendisiyle ilgili kararlar alma meşruiyetini, toplumun sorunlarına çözüm bulmak için kollektiviteler yaratma hakkını yargılıyor.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan 7 bin 578 sayfalık KCK iddianamesi, 18 Haziran 2010 tarihinde Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 103'ü tutuklu, 151 kişi hakkında, 15 ila ağırlaştırılmış müebbet arasında değişen hapis cezası istenen iddianamede, kapatılan Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) 28 yöneticisi ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in de aralarında bulunduğu 12 belediye başkanı, 2 İl Genel Meclisi Başkanı ile 2 belediye meclis üyesi de “sanıklar” arasında. İddianame, yoğun bir tartışma süreci başlattı. Bu tartışmanın mahkeme sürecinde daha da artması bekleniyor. Çok genel düzeyde irdelendiğinde KCK iddianamesiyle ilgili şu tespitleri yapmak mümkün.
8 TÜR SUÇ TASNİFİ VAR
KCK iddianamesi teknik boyutta irdelendiğinde 8 tür “suç isnadından” bahsetmek olası. “Suç isnatları” ağırlık derecelerine göre tasnif edildiğinde piramidin tepesinde TCK 302-1, yani “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” düzenleme maddesi bulunuyor. Ağırlaştırılmış müebbet hapis içerikli bu madde kapsamında yargılanan kişi sayısı 11. “Suç isnadı” piramidinin ikinci sırasında 314-1, yani “örgütün faaliyetini düzenlemek suretiyle örgütü yönetmek” düzenleme maddesi yer alıyor. Bu madde kapsamında toplam 21 kişi yargılanıyor.
EN ÇOK SANIK OLANLAR ÜYELİKTEN YARGILANANLAR
“Suç isnadı” piramidinin üçüncü sırasında 314-1, yani “terör örgütünü yönetmek” düzenleme maddesi göze çarpıyor. Bu madde kapsamında toplam 14 kişi yargılanacak. “Suç isnadı” piramidinin dördüncü sırasında “terör örgütüne üye olmak” suçlaması yer alıyor. Bu suçlama kapsamında yargılanan kişi sayısı 90. “Suç isnadı” piramidinin beşinci halkasında 314-2’likler, yani “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyesi olmak” fiilini düzenleyen madde bulunuyor. Bu madde kapsamında toplam 15 kişi hakim karşısına çıkacak. “Suç isnadı” piramidinin altıncı sırasında propaganda ve 2911 sayılı yasaya muhalefet, yedinci sırasında 6136 sayılı Kooperatif Yasası’na muhalefet, sekizinci sırasında “terör örgütü propagandası yapmak” gibi “suç isnadı” bulunuyor.
YENİ SUÇ İSNADI VAR
İddianamenin hukuki açıdan en fazla tartışma yaratacak “maddesi”, “örgütün faaliyetini düzenlemek suretiyle örgütü yönetmek” iddiası. Bu düzenleme hukuki unsurları içermediği için büyük tartışma yaratacak. Çünkü bir insan örgüt üyesi olmadan örgütün amaçları için çalışma yürütebilir. Ama örgüt hiyerarşisi ve silsilesi içinde yer almadan örgütü yönetemez. Ya örgüt yöneticisinizdir veya değilsinizdir. Örgüt yöneticisi olmadan talimat veremezsiniz. Zira vereceğiniz talimatlar da yönlendirme vasfı açısından meşruiyet ve inandırıcılık sorunu taşır. Dolayısıyla örgütün faaliyetini düzenlemek suretiyle örgüt yöneticiliği olmaz. Çünkü yönetici olmak fiili görev almayı ve vermeyi gerektirir. Kürt kamuoyunun “tuhaf” kodunu verdiği bu maddeden özellikle legal parti (DTP), dernek ve sivil toplum örgütü temsilcileri yargılanıyor. Elde yeterince kanıt bulunmadığı için bu madde ile toplam 21 kişi “örgüt yöneticisi” olarak “suçla” ilişkilendiriliyor. Yani kanıtsız suç isnadına gidilerek evrensel hukuk normları ayaklar altına alınıyor.
PROTESTO HAKKI ÖRGÜT FAALİYETİ OLMUŞ
İddianamede suç telakki edilen hususlar uluslararası hukuk normları ve Türkiye’nin altına imza attığı Kopenhag Siyasi Kriterlerine göre yasal, demokratik faaliyetlerden oluşuyor. Örneğin Kürtlerin gösteri yapmaları, yürüyüş düzenlemeleri, basın açıklamaları organize etmeleri, bir araya gelerek kararlar almaları suç kapsamında mütalaa edilmiş. Yine Başbakan Erdoğan’ın Bölge illerine yaptığı geziler sırasında yaşanan protestolar iddianame kapsamına alınarak “hak arama, protesto hakkı” gibi demokratik istem ve faaliyetler suç kapsamında değerlendirilmiş. Dolayısıyla Kürtlerin düzenlediği her eylem örgüt faaliyeti kapsamına sokulmuş. Böylece demokratik eylem ve faaliyetler kriminalize edilmiş. AİHM içtihadına göre bir eylem şok edici, acıtıcı ve rahatsız edici olsa da yasaklanamaz, suçlanamaz. Çünkü düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındadır. İddianamede sıralanan “suçlamaların” tamamı bu kapsamda olmasına rağmen, “rahatsız edici, acıtıcı ve şok edici” olmaları hali AİHM içtihadına aykırı olarak gayri yasal pozisyona konulmuş.
DTP İLLEGAL GÖSTERİLEREK KRİMİNALİZE EDİLMİŞ
İddianamede göze çarpan bir diğer nitelik “suça konu edilen” eylem ve fiillerin ağırlıklı olarak seçim zamanlarında hayata geçmiş olmaları. 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde ve yerel seçimlerde adayların belirlenmesi, seçim çalışmaları için para toplanması, seçim aktiviteleri “örgütsel amaç” kapsamında mütalaa edilmiş. Dolayısıyla “suçlanmış.” Yasal bir parti olan DTP’nin tüm seçim çalışmaları illegal faaliyet olarak lanse edilmiş. Yani DTP faaliyetlerine hukuki değil siyasi bir bakış açısı var. Bu durumda şu tespiti yapmak mümkün: “DTP faaliyetlerinden dolayı DTP’ye açılması gereken dava, KCK-Türkiye yazılarak dava konusu edilmiş. Yani DTP KCK yapılanması içine sokularak tamamen illegal bir yapılanma gibi gösterilmiş. Bu durumda DTP’li tüm üye ve yöneticilerin yargılanma ve tutuklanma halleri dolaylı olarak da olsa meşru ve yasal kılınmış. Yine dava iddianamesinde DTP’nin meşru ve yasal olarak kurduğu Yerel Yönetimler Komisyonu neredeyse “örgüt karargahı” kapsamında ele alınmış. Bu komisyondan çıkan tüm görüş ve öneriler örgütsel talimat kapsamına sokulmuş. Bir partinin yasal ve meşru organının kriminalize edilmesi oldukça düşündürücü. Yine iddianamede DTP’nin seçim için topladığı tüm paralar “örgüte finansman” olarak nitelenmiş.
SADECE TELEFON VE ORTAM DİNLEMESİ VAR
İddianame’nin dikkat çeken bir diğer yönü yazım dili ve kurgusu. Tam bir istihbarat raporu mantığı ve anlayışıyla hazırlanan iddianame, sözde suç olan eylem ve fiilleri kanıtlayamıyor. İddianame “suçu kanıtlama” zorunluluğu sadece telefon dinleme ve ortam dinleme ile sınırlı. Örneğin suç kapsamına alınan para toplama olguları makbuzlarla kanıtlanmış ve belgelenmiş değil. Suç olarak görülen eylem ve fiillerin yüzde 99’u demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili mevzular. İddianame kapsamına alınan “zanlıların” hiçbirinde silah, cephane, yaralayıcı ve yakıcı maddeler bulunmuş değil. Buna rağmen ceza hukukun en ağır maddelerinden yargılanacaklar. Bu durum suç-kanıt dengesinde dengesiz orantılılık hali yaratıyor.
SİYASALLAŞAN HAKLARLA BİR TOPLUM YARGILANIYOR
İddianamenin en dikkat çekici belki de tartışma yaratacak yönü ruhu. İddianamenin ruhu irdelendiğinde suç konusu yapılan olgu ve olayların “tek tek bireyleri değil veya bir grubu değil” toplumu ve toplumsal ilişkiler ağını ilgilendirdiği görülecek. Her toplum kendi yaşama halini sürdürmek için organizasyon ve örgütlemeler yapmak zorunda. Bu hak şiddeti içermiyorsa o toplumun en doğal hakkı. Ayrıca bu hak kendisini inkar ediyor ve yok sayıyorsa kamusal düzenin değiştirilmesi için hak talebini problemleştirmeyi de içerir. KCK iddianamesi kapsamında tutuklanan veya iddianame konusu yapılan kişiler ve ilişkileri irdelendiğinde böyle bir amaçla yola çıktıkları görülüyor. Bu amaç toplum tarafından da karşılık görmüş durumda. Yerel seçimlerde kazanılan 99 belediye, genel seçimlerde kazanılan 21 milletvekili bunun en iyi kanıtı. Dolayısıyla iddianame bir suçu değil, kişi veya kişileri değil tersine bir toplumu, bir toplumun kendisi olma hakkını, toplumun kendisiyle ilgili kararlar alma meşruiyetini, toplumun sorunlarına çözüm bulmak için kollektiviteler yaratma hakkını yargılıyor. Toplumsallaşan ve de siyasallaşan bir hak talebini (düzeni ve onun simgelerini protesto etme faaliyetleri, düzenin vaadi dışında kendi vaadinde bulunma talebi vs) suç konusu yapmak aynı zamanda o toplum ve halkı da suçlayarak cezaevine koymak sonucu doğurur. Türkiye hukuk düzeni veya hukuk nizamı bu realiteyi tanımazsa toplumsal barış ve toplumsal konsensüs nasıl sağlanacak? Yargılama süreci bu yönleriyle de büyük ilgi ve dikkatle izlenecek.
ANF NEWS AGENCY
NOT: HABERİ KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR